Bulgaristan Kayak Turları

Bulgaristandaki Kayak Merkezlerinde uygun kayak şartları - uygun fiyatlar - güzel tesisler sizleri bekliyor. 5 gece 6 gün Emerald Spa hotel Yarım Pansiyon 260 Euro More »

епхессус , Ephessus , Capadocia

Анатолиа , Цападоциа More »

истанбул тур , istanbul tours

истанбул тур , istanbul tours More »

Prag Turu More »

истанбул тур , istanbul tours More »

 

İstanbul

İstanbul

İstanbul, Türkiye’nin en kalabalık ve iktisadi açıdan en önemli şehri. Dünyanın 34. büyük ekonomiye sahip şehri, belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre Avrupa’nın en yüksek nüfusa sahip şehridir. İstanbul kıtalararası bir şehir olup, Avrupa’daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası, Asya’daki bölümüne ise Anadolu Yakası denir. Kentin ortasındaki İstanbul Boğazı ise bu iki kıtayı birleştirir. Boğazdaki Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi Köprüleri kentin iki yakasını birbirine bağlar. İstanbul’un iklimi ılımandır.

bosphorus tur

İstanbul’un yazları sıcak ve nemli; kışları soğuk, yağışlı ve bazen karlıdır. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık 7 °C ile 9 °C civarındadır ve genelde yağmur ve karla karışık yağmur görülür. Kar da yağar. Kış aylarında bir iki hafta kar yağabilir. En sıcak ay Temmuz (23,5 °C), en soğuk ay da Ocak (5,4 °C) ayıdır.

bosphorus tur

İstanbul’un toplam 39 ilçesi vardır. Bu ilçelerin 25′i Avrupa Yakası’nda, 14′ü ise Anadolu Yakası’ndadır. Üsküdar (antik Chrysopolis) ve Kadıköy (antik Chalcedon) ilçeleri eski zamanlarda birer şehir iken zamanla değiştirilerek İstanbul’un ilçesi haline gelmişlerdir. İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki en eski ilçeleridir.En yüksek gökdelenler ve ofis binaları Avrupa Yakası’da özellikle Levent, Mecidiye köy ve Maslak’tadır. Levent ve Etiler’de çok sayıda alışveriş merkezi toplanmıştır. Türkiye’nin en büyük şirket ve bankalarının önemli bir kısmı bu bölgede bulunmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle Anadolu Yakası’nda denize yakın yazlık konutların ve lüks köşklerin yapımına hız verilmiştir. Kadıköy ilçesindeki Bağdat Caddesi genişliği ve uzunluğuyla birçok alışveriş merkezi ve restoranı barındırmaktadır. Günümüzde, İstanbul halkının %66′sı Avrupa Yakası’nda yaşamaktadır. 2009 yılı Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre İstanbul’un Toplam Nüfusu 12.915.158 kişidir.

sultanahmet

Din
Şehirdeki en büyük mensubu bulunan din İslamiyet’tir. Dini azınlıkları ise Yunan Ortodoks Kilisesi, Ermeni Apostolik Kilisesi, Katolik Levantenler ve Sefarad Yahudiler oluşturmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımına göre; 2,691 faal camii, 123 faal kilise, 26 faal sinagog mevcuttur. Ayrıca 109 Müslüman mezalığı, 57′de gayrimüslim mezarlığı bulunmaktadır. Sayıları çok azalmadan önce, belirli ilçelerde bu dini azınlıklar yaşamaktaydı. Örneğin Kumkapı’da Ermeni nüfusu, Balat’da Yahudi nüfusu ve Fener’de ise Rum nüfusu vardı. Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin ruhani lideri I. Bartholomeos, Fatih’in Fener semtinde bulunmaktadır. Bu patrikhane Hıristiyanlık dininin önemli bir kesimini oluşturan Ortodoks mezhebinin merkezidir. İstanbul, İslam Hilafeti’nin son merkezi olmuştur.[61] 1517 yılında Yavuz Sultan Selim ile başlayan halifelik, 3 Mart 1924 yılında Abdülmecit ile sona ermiştir.[62] 2 Eylül 1925 yılında da tekkeler kapatılmış, tarikat yasaklanmıştır. Böylelikle ülkede laik sistem başlamış ve bu değişimden en çok etkilenen il İstanbul olmuştur. Halifeliğin kaldırılmasının hemen ardından Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.(Президиум по делам религий).

Hristiyanlar

Şehir 4. yüzyıldan beri Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin merkezi olmuş ve diğer Ortodoks kiliselerinde merkezi olarak hizmet vermeye devam etmektedir. Aynı zamanda şehir, Türk Ortodoks Patrikhanesi ve İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ninde merkezidir. Hristiyan nüfusu hızlı bir düşüş yaşayarak 450,000′den, 240,000′e gerilemiştir.Bu sinagogların içinde en büyük taşıyanı Beyoğlu ilçesinin Karaköy semtinde bulunan Neve Şalom Sinagogu’dur.

Yahudiler

İstanbul’daki Yahudiler’in bugünkü nüfusu 22,000 civarındadır.

kapalicarsi kapalicarsi

Ekonomiİstanbul, Türkiye’nin en büyük şehri ve siyasi olarak eski başkentidir. Kara ve deniz ticaret yollarının bir kavşağı olması ve stratejik konumu nedeniyle Türkiye’de ekonomik yaşamın merkezi olmuştur. Şehir aynı zamanda en büyük sanayi merkezidir. Gıda sanayi, tekstil üretimi, petrol ürünleri, kauçuk, metal eşya, deri, kimya, ilaç, elektronik, cam, teknolojik ürünler, makine, otomotiv, ulaşım araçları, kağıt ve kağıt ürünleri ve alkollü içkiler, kentin önemli sanayi ürünleri arasında yer almaktadır. Forbes Dergisi’nin yaptığı araştırmaya göre 2008 yılı Mart itibariyle 35 milyardere sahip şehir dünya sıralamasında dördüncü olmuştur.[ Günümüzde İstanbul, Türkiye'nin %55 üretimine ve %45'lik ticaret hacmine sahiptir.

Eğitimİstanbul'da yedisi devlet yirmi dördü vakıf olmak üzere otuz bir üniversite vardır. Türkiye'nin en eski 3 devlet üniversitesinden ikisi İstanbul'dadır. İstanbul Üniversitesi 1453 yılında kurulmuştur ve Türkiye'nin en eski üniversitesidir.İstanbul Teknik Üniversitesi (1773) ise dünyanın en eski üçüncü teknik üniversitesidir ve tamamen mühendislik bilimleri adanmıştır.[80][81] İstanbul’da tanınmış diğer devlet üniversiteleri; Boğaziçi Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’dir. Ayrıca ülkenin en eski 4 vakıf üniversitesinden üçü bu kenttedir. Bunlar 1992 yılında kurulan Kadir Has Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’dir.
Hemen hemen İstanbul’daki tüm özel lise ve üniversitelerde İngilizce, Fransızca ve Almanca gibi ana yabancı dil veya ikincil yabancı dil eğitimi verilmektedir. Galatasaray Lisesi, şehrin en eski lisesidir. İstanbul’da çok sayıda yabancı azınlık bulunmasından dolayı 19. yüzyıl’da yabancı liselerde artış görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra birçok yabancı okul Milli Eğitim Bakanlığı idaresine girmiştir. Fakat bazı liseler halen yabancı idaresi altındadır. Özel İtalyan Lisesi, İtalya hükümeti tarafından yönetilmekte ve İtalyan devlet okulu olarak kabul edilmektedir.
İstanbul Surları
İstanbul’un etrafını çeviren surlar tarihte 7. yy.dan başlayarak inşa edilmiş, yıkılmalar ve yeniden yapmalarla dört defa elden geçmiştir. Son yapımı M.S. 408′den sonradır. II. Theodosius (408-450) zamanında İstanbul surları Sarayburnu’ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray’a bu taraftan ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule’ye, Yedikule’den Topkapı’ya, Topkapı’dan Ayvansaray’a uzanıyordu.[129] Surların uzunluğu 22 km.’dir . Haliç surları 5.5 km., kara 6,5 km., Marmara Surları ise 9 km.’dir.
Kara surları üç bölümden oluşur. Hendek, dış sur,iç sur. Hendekler bugün tarım alanı olmuştur. Sura bitişik ve 50 m. aralıklarla kara surları tarafında, birçoğu yıkılmış, çatlamış durumda 96 burç bulunmaktadır. Bu burçlar, boydan boya uzanan sur duvarlarından 10 metrelik çıkıntıda, çoğunlukla kare planlı ve 25 metre yüksekliğindedir.

Marmara Denizi, Karadeniz’i Ege Denizi ve Akdeniz’e bağlayan bir iç denizdir. Türkiye’nin Asya ve Avrupa kısımlarını da birbirinden ayırır. Karadeniz ve Ege Denizi’ne iki boğaz ile bağlanır. Karadeniz’e İstanbul Boğazı, Ege Denizi’ne Çanakkale Boğazı ile bağlanır. Yüzölçümü 11,350 km²’dir. Adalarında bol miktarda mermer bulunması yüzünden denize Yunanca Mermer anlamına gelen Marmaros denmiştir. Ayrıca günümüzde bu denizde tsunami olma riski vardır.
Karadeniz Karadeniz, 8 bin 350 kilometre kıyı şeridine sahip, 461.000 km² alan kaplayan en geniş yeri doğudan batıya 1.175 km, en derin noktası 2.210 m olan, Marmara Denizi vasıtasıyla Ege Denizi’ne bağlanan, batıdan doğuya böbrek formunda bir denizdir. Karadeniz adını Osmanlı ve Selçuklu Türkleri’nden almistir. Türkçe’de ‘Kara’ Kuzey yönünü ifade eder. Karadeniz adını Osmanlı ve Selçuklu Türkleri’nden almistir. Türkçe’de ‘Kara’ Kuzey yönünü ifade eder. Benzer sekilde Saka-Yakut-Turkleri’nin yasadigi bolge olan Sibirya’nin kuzeyindeki denizin adi da Kara Denizi ‘dir. Turkce’de Kizil Guney yonunu ifade eder. Ornegi Anadolu’nun Guneyi’ndeki Kizil Deniz’dir. Ak yani beyaz Bati’yi gosterir. Her ne kadar bugun Akdeniz sadece Turkiye’nin guneyindeki denizi ifade etse de eskiden Ege Deniz’i ve Akdeniz ayni ad ile yani Akdeniz adi ile ifade edilir, Ege Denizi’ni ayrica belirtmek gerektiginde Adalar Deniz’i denirdi. Karadeniz:bahr-i siyeh(karadeniz); Akdeniz ve Ege: bahr-i ebyaz(akdeniz); Kizildeniz: bahr-i ahmer(kızıldeniz) adlari ile anilmistir.
Tuzluluk oranı %1,8 dolayındadır. M.Ö. 6′ıncı binyıla dek bir tatlı su gölü olan Karadeniz, bu tarihten sonra tuzlu bir denize dönüşmüştür. Amerikalı deniz jeologları William Ryan ve Walter Pitman Buz Çağı’nın ertesinde Akdeniz’in sularının 150 metre daha alçak olan Karadeniz’e boğaziçi setini yıkarak birden bire dolarak Karadeniz Tufanı adı verilen sel baskınına [4] sebep olduğunu bu olayın Nuh Tufanı efsanesininde kaynağı olduğunu iddia etmiştir. Büyük beş ırmak Karadeniz’e dökülür: Dinyeper, Dinyester, Don Irmağı, Kuban Irmağı, bütün doğu ve orta Avrupa’yı kapsayan Tuna. Tuna tek başına her yıl 203 kilometre küp tatlı suyu Karadeniz’e taşır [6]. Bu miktar Kuzey Denizi’ne akan bütün tatlı sulardan fazladır. Türkiye’den ise belli başlı dört ırmak Karadeniz’de sonlanır: Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çoruh (sonuncusunun büyük bölümü Türkiye’de olmasına karşın Gürcistan’da Batum’dan denize dökülür). Bu denize dökülen Avrupa ve Asya akarsularıyla birlikte Karadeniz havzasının alanı denizin kendisinden 5 kat daha geniştir ve yaklaşık 2.2 milyon km2′dir. Karadeniz ve Çevre tuzluluk oranı oldukça fazladır.

ayasofya ayasofya

Tarih

İstanbul’un tarihi üç yüz bin yıl önceye kadar uzanmaktadır. Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlandı.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, M.S. 330 – 395 yılları arasında Roma İmparatorluğu, 395 – 1204 ile 1261 – 1453 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu, 1204 – 1261 arasında Latin İmparatorluğu ve son olarak 1453 – 1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yaptı.[8] Ayrıca, hilafetin Osmanlı Devleti’ne geçtiği 1517′den, kaldırıldığı 1924′e kadar, İstanbul İslamiyet’in de merkezi oldu.[9

Alman Çeşmesi
Alman İmparatoruII. Wilhelm’’in sultana ve İstanbul’a hediyesidir. Almanya’da yapılıp 1901’de İstanbul’daki yerine monte edilmiştir. Neo-Bizanten üslübunda bir çeşmedir; içerden altın mozaikle süslüdür.
Alman Çeşmesi, Türkiye’ye üç kez gelen imparatorun 1898’de istanbul’a ikinci kez gelişinin anısına ithaf edilmiştir. İkinci İstanbul ziyaretinde İstanbul-Bağdat Demiryolunun Alman firmalarına verilmesi vaadini almıştı. Bu ziyaretin anısına Alman hükümeti tarafından yaptırılan çeşme, imparatorun bir deseninden yola çıkarak düzenlenmiştir. Çeşmenin planlarını Kaiser’in özel danışmanı ( консултант)Mimar Spitta çizmiş. Alman hükümeti önce hipodrom alanını düzenlemiş, meydanın ağaçlandırılması yapıldıktan sonra Almanya’da hazırlanan çeşme buradaki temeller üzerine oturtulmuştur. Mermerleri ile değerli taşları Almanya’da işlenmiş ve parçalar halinde gemi ile İstanbul’a getirilmiştir. Çeşmenin 1 Eylül 1900’de, Sultan II. Abdülhamid’in 25. cülüs törenine yetiştirilmesi planlanmıştı. Ancak çeşmenin inşası bu tarihe yetişmeyince, II. Wilhelm’in doğum günü olan 27 Ocak1901’de görkemli bir tören ile çeşmenin açılışı gerçekleşmiştir. Yüksek bir taban üzerine oturtulmuş, sekizgen planlı bir yapıdır. Su haznesinin üzerinde sekiz sütunun taşıdığı bir kubbe yer alır. Sütunları birbirine bağlayn kemerlerin üzerindeki pandiflerde birer madalyon bulunur. Dördünün içinde yeşil zemine II. Abdülhamid tuğrası, diğer dördünün içinde Prusya mavisi üzerine II. Wilhelm’in simgesi olna “W harfi” altında II sayısı konulmuştur. Koyu yeşil renkte kolonların taşıdığı görkemli bir kubbe ile örtülü çeşmenin tunç kitabesinde Almanca olarak “Alman Kaiser’i Wilhelm II 1898 yılı sonbaharında Osmanlıların hükümdarı haşmetli Abdülhamid II nezdinde ziyaretinin şükran hatırası olarak bu çeşmeyi yaptırdı” yazmaktadır.

Dikilitaş (Sultanahmet)
M.S. 390 yılında Roma imparatoru I. Theodosius tarafından Mısır’dan getirilerek şimdiki yerine dikilmiştir. Dikilitaş ilk olarak Mısır firavunu III. Tutmosis tarafından M.Ö. 15. yüzyılda yaptırılmış ve Karnak tapınağının yedinci pilonunun güneyine dikilmişti. Roma imparatoru II. Constantius M.S. 357 yılında dikilitaşı tahtta bulunuşunun 20. yılı onuruna Nil ırmağı üzerinden İskenderiye şehrine getirtti. Daha sonra, M.S. 390 yılında imparator I. Theodosius dikilitaşı gemi ile İstanbul’a getirterek Hipodrom’da şimdiki yerine diktirdi.
Dikilitaş kırmızı Asvan granitinden yapılmıştı ve orijinal yüksekliği 30 m idi. Ama ya nakliye sırasında ya da şimdiki yerine yerleştirilirken alt bölümü tahrip olduğu için bugünkü yüksekliği 18.45 m’dir (kaidesi ile birlikte 24,87 m). Ağırlığı yaklaşık olarak 200 ton’dur.

ŞARK MEKTUPLARI kitabının sahibi Lady Montagu, 1718 tarihindeki mektupların birinde şunları yazmıştır: Bu taş, murabba şeklinde yontma taştan bir ayak üzerine mevzu dört sütun üzerinde duruyor.Taşın iki ayağında Kabartma olarak bir muharebe ve bir meclis resmi var. Diğer ikisinde ise Rumca ve Latince şunlar yazmaktadır: Difficilis qundam Dominis, parare ferenis Yussus et extinctis palmanre partare tyrannis. Omnia Thedosia cedunt, sobolique perenni.

Kuzeybatı cephesi: “18. sülaleden Yukari ve Asagi Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.”
Kuzey cephesi: “Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.”
Güneydoğu cephesi: “Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.”
Güney Cephesi: “Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı.
Dikilitaşın kaidesinde yer alan yazılarsa Doğu Roma İmparatorluğunda adet olduğu üzere Grekçe ve Latince yazılmış.
Grekçe yazı bir anlatıcı ağzından şöyle diyor:
“Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi ve yardımına Proclus çağrıldı. Bu şekilde otuz iki günde yerine dikildi.”
Latince metinse taşın ağzından yazılmış:
“Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum.”

Yılanlı Sütun
Ağızlarını açmış ve birbirine dolanmış 3 yılanın kafaları altın bir kazanın 3 ayağı biçimini alıyordu. M.Ö. 479 yılında Platea Savaşında Persleri yenen birleşmiş 31 Yunan şehri elde ettikleri bronz ganimetleri eriterek bu eşsiz kalitedeki eseri yaptırtmıştı. 8 m. boyundaki Yılanlı Sütun aslında Delfi’deki Apollo mabedine dikilmişti. İmparator Konstantin tarafından 324 yılında getirttirilerek, hipodromun ortasına diktirilmiştir. 17 yüzyılda yılanların kafaları yerlerinde duruyordu. Sonradan kayıp olan kafaların bir parçası bulunarak İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne konulmuştur. Evliya Çelebi’ye göre; “Yılanlı Sütun, İstanbul’daki 17. tılsımlı burma direktir. Bu sütunun tılsımı ile şehre yılan gibi hayvanlar girmemektedir. Bu direk üç başlı ejderha suretini gösterip başının birisini bir yeniçeri kılıç ile bir vuruşta kırmıştır. O tarihte kısmen tılsımı bozulmuş olup, İstanbul içine yılan, çiyan ve akrep gibi hayvanlar yayılmışlardır.”

Örme Sütun
Hippodromun ortasındaki spina üzerinde yer alan 32 m. yüksekliğindeki bu sütun değişik ölçülerdeki taşların yontulmasıyla yapılmıştır. VII. Constantinus (911-959) bu sütunu tamir ettirmiş, üzerine de babası I. Basileios’un (867-886) savaştaki başarılarını tasvir eden kabartmalarla kaplamıştır. Mermer kaidesinin bir yüzünde “VII. Constantinus Rodos şehrindeki dev abideyle rekabet edecek bir harika yaratmak istedi.” yazılıdır. Mermer kaidenin diğer yüzünde de altı mısralık bir başka Grekçe kitabe daha bulunmaktadır:

“Bu dört köşeli heybetli ve harika anıt, zamanla harap olmuşken, şimdi imparator Constantinus ile devletin şanı olan oğlu Romanos tarafından önceki görüntüsüne nispetle daha iyi duruma getirildi. Rodos Kolosu harikulade idi, bu bronz anıt ise hayranlık yaratmaktadır.” Günümüzde kesme taştan kütlevi bir görünümü olan dikilitaşın üzerindeki kabartmaların İstanbul’a Latinlerin yapmış olduğu istila sırasında söküldüğü, para basmak amacıyla eritildiği ileri sürülmüştür. Aşağıdan yukarıya doğru daralan, bir zamanlar üzerindeki tunç küreyi taşıyan taşın üzerinde çivi ve kenet izleri açıkça görülmektedir. Taşlar üzerinde burada yapılan müsabakaları izleyenleri güneşten koruyan tente ve çadırların makara ipleri de dikkati çekmektedir.

dikilitas

Anıtın üzerindeki yazıtlardan, dikilitaşın M.Ö. IV-V. Yüzyıllara tarihlendiği, zamanla harap olduğu ve imparator Constantinus ve sonra babasının yerine imparator olan II. Romanos (959-963) tarafından onarıldığı anlaşılmaktadır.

basilica